Milyonlarca öğrencinin ter döktüğü LGS ve YKS maratonunda, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan gençler, standart sınav stresinin ötesinde mücadele veriyor. Psikolog Barış Arıkan’a göre, sosyal medya tüketimi ve modern yaşamın getirdiği uyaran bolluğuyla derinleşen bu krizde, “Otur ders çalış” uyarıları ters tepiyor.

Mehmet Duran Boztepe

Milyonlarca gencin ter döktüğü LGS ve YKS maratonunda, “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)” tanısı alan öğrenciler standart bir sınav stresinden çok daha fazlasıyla mücadele ediyor. Psikolog Barış Arıkan’a göre “Otur ders çalış” uyarıları ergenlikte tamamen ters tepiyor. Arıkan, çözümün tıbbi desteğin yanı sıra, genci topraklayacak bedensel ve zihinsel antrenmanlardan geçtiğini ifade ediyor.

Türkiye’de ve dünyada dikkat eksikliği teşhisi alan çocukların sayısındaki artış, eğitim sisteminin ve ebeveynlerin en büyük krizlerinden biri olmaya devam ediyor. Psikolog Barış Arıkan, çok sayıda gencin özellikle sınav başarısını da doğrudan etkileyen odaklanma sorunu ve baş etme yöntemlerini 9. Köy’e anlattı.

Arıkan, Çocuğun doğası gereği hareketli, enerjik ve etrafını keşfetmeye meraklı olduğuna dikkat çekiyor. Günümüzde ise bu keşif süreci, sosyal medyanın ve dijital dünyanın etkisiyle birleşince dikkat aralıkları geçmiş yıllara oranla çok daha daralmış durumda. Bu aşırı ve hızlı tüketim halinin, çocukların bir süre sonra hissizleşmesine yol açtığını belirten Arıkan; gündelik hayatta buzdolabının ikinci rafında açıkça duran bir eşyayı görememek gibi durumların her zaman klinik bir dikkat eksikliği tanısına işaret etmediğini, aksine zihnin sayısız uyaran arasında kaybolduğunu ve çok fazla tüketim yapıldığını gösterdiğini vurguluyor. Bu nedenle DEHB tanı kriterlerinin modern hayatın gerçeklerine göre yeniden güncellenmesi ve spesifik hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Pandemi, hamilelik psikolojisi ve kayıp ikiz etkisi

Son yıllarda dikkat eksikliği vakalarında görülen artışın tek nedeninin dijital tüketim olmadığını belirten Arıkan hem nörogelişimsel hem de çevresel faktörlerin bu tabloda ciddi bir paya sahip olduğunu ifade ediyor. Arıkan’ın gözlemlerine göre, pandemi döneminde evde kapalı kalan çocukların, gelişimin en kritik olduğu ilk yaşlarda doğal olmayan bir süreç yaşaması normal gelişim adımlarını sekteye uğrattı.

Hamilelik sürecindeki beslenme ve psikolojik durumun da dikkat becerilerinde oldukça belirleyici bir rol oynadığını aktaran Barış Arıkan, bazı çalışmalara dayanarak hamilelikte bazı beslenme biçimlerinin çocuklarda dürtüselliği ve dikkat dağınıklığını artırabildiğine işaret ediyor. Arıkan ayrıca, annenin yoğun kaygı ve panik halinde olmasının, çocuğun bu duyguları birebir kopyalayarak kaygılı yaşamaya başlamasına yol açtığını ve bu durumun alttan alta hiperaktivite tablolarıyla bağdaştırıldığını söylüyor.

Dikkat çekilen bir diğer çarpıcı faktör ise “Kayıp İkiz” (VanishingTwin) enerjisi. Kesin bilimsel mekanizması tam netleşmemiş olsa da Arıkan, anne karnında aynı rahmi paylaşan fakat dünyaya gelmeyen kardeşlerin varlığında, doğan çocuğun bu durumu hissederek iki kişilik bir enerjiyle kaygılı, uykusuz ve aşırı hareketli bir yaşam sürebildiğini aktarıyor.

Barış Arıkan

Neden ekrana odaklanıp, derste dağılıyorlar?

Arıkan’ın değerlendirmelerine göre, eski nesiller kültürel, ailesel ve dinsel baskılar nedeniyle kendi dürtülerini dizginlemeyi daha kolay öğrenirken; günümüzde çekirdek aile yapısına geçilmesi ve daha sınırsız, özgürlükçü ebeveyn yaklaşımları, çocukların kendilerini zorunlu hissettikleri görevlerden kolayca kaçmalarına neden oluyor.

Arıkan, çocukların ilgi duydukları bilgisayar oyunlarında çok ciddi refleksler, motor beceriler ve yüksek odaklanma gösterebilirken, zorunluluk hissettikleri derslerde hızla dağıldıklarını gözlemliyor.

Uzmana göre buradaki çözüm, zorunlu görevleri ilgi çekici hale getirmekten geçiyor. Arıkan bu durumu somut bir örnekle açıklıyor: “Matematiğin sanayide, gündelik para hesaplarında ve benzeri yerlerde nasıl kullanıldığını gerçek hayatta gören bir çocuk, bilgiyisomutlaştırdığı için derslere zorunluluktan ziyade kişisel gelişim amacıyla yaklaşmaya başlıyor

120 dakika o masada nasıl kalınır?

Tüm bu çevresel ve nöropsikolojik etkenlerin ışığında Arıkan, hiperaktivite tanısı almış bir çocuğun LGS veya YKS gibi uzun sınavlarda aynı yerde sabit oturmasının oldukça zorlu bir sürece dönüştüğünü belirtiyor. Psikoloğun ifadelerine göre, gençler zihnen sınava girmek isteseler de bedenleri 90-120 dakika boyunca aynı yerde oturmaya izin vermiyor; çünkü dürtüsellik bilinçli zihinden ziyade bedenden gelen bir durum.

Arıkan, bu süreçte yaşanan en büyük çıkmazı ise şu sözlerle özetliyor: “Bazı ergenlerimizin şundan şikayetçi; evet, aynı zamanda o bilinç var, sınava çalışmak istiyor, sınavı kazanmak da istiyor ama bedeni izin vermiyor. Zihinsel olarak hazır buna ama bedensel olarak hazır değil.”

Sandalyeye direnen çocuklar için hangi önlemler alınabilir?

Sınav hazırlığı genellikle sadece zihinsel bir süreç, bir bilgi birikimi olarak algılanıyor. Ancak Arıkan’ın altını çizdiği en kritik noktalardan biri, DEHB tanılı gençler için asıl savaşın zihinlerinde değil, bedenlerinde yaşanması. Öğrencinin zihni bir deneme sınavının karmaşık problemlerini çözmeye tamamen hazır olabiliyor; fakat bedeni, o sandalyede iki buçuk saat boyunca sabit bir şekilde oturmayı reddediyor. Arıkan’ın “bedensel hapis” olarak tanımladığı bu his, çocuğun masada geçirdiği her dakikayı bir işkenceye dönüştürüyor.

Geleneksel “daha çok test çöz” tavsiyelerinin işlevini yitirdiği bu noktada Arıkan, bedeni bu sabitliğe alıştırmak için “durma antrenmanları” yapılmasını öneriyor. Bedeni eğitmenin yanı sıra, ailelerin bu süreçteki iletişim dili de krizlerin çözümünde hayati bir rol oynuyor. Sınav maratonundaki en büyük engellerden biri, ebeveynlerin iyi niyetle kurduğu “Hadi, otur artık dersinin başına” cümlesi oluyor. Arıkan’a göre, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde bedensel hapis hissini tetikleyen bu tür otoriter yaklaşımlar tamamen ters tepiyor. Ailelerin bir denetleyici değil, destekçi rolü üstlenmesi; “Sana bu süreçte nasıl yardımcı olabilirim?” sorusuyla gencin üzerindeki baskıyı azaltarak onda sorumluluk bilincini uyandırması sürecin kilit noktasını oluşturuyor.

Şehir hayatının karmaşası ve ekran karşısında tek bir kaydırma hareketiyle maruz kalınan binlerce uyaran, çocuklarda bir tür “hissizleşme” yaratarak dikkat aralıklarını giderek daraltıyor. Arıkan, bu aşırı tüketim halini kırmak için zihni dinlendirecek bir dijital diyetin şart olduğunu vurguluyor. Çözümün ise genci ekranın sanal dünyasından koparıp gerçekliğe bağlayacak, onu tabiri caizse "topraklayacak" spor ve bedensel aktivitelerin rutin haline getirilmesinden geçtiğini belirtiyor. Tüm bu adımların, gerekli durumlarda uzman kontrolünde alınacak tıbbi destekle harmanlanması, eğitimi sadece zihinsel bir faaliyet olmaktan çıkarıp gencin bedenine ve psikolojisine uyumlu, somut bir sürece dönüştürüyor.

Leave A Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir